Ahiret bilgisi iki türlüdür

Yazar: admin

Ahiret bilgisi iki türlüdür

Sual: Ahiret bilgisi nelerdir? Bâtın ilimlerine kavuşmanın alameti nedir?

Cevap: İmâm-ı Münâvî, imâm-ı Gazâlîden “rahimehümullahü teâlâ” haber veriyor ki, ahiret bilgisi iki türlüdür: Biri keşifle hâsıl olur. Buna (İlm-i mükâşefe) ve (İlm-i bâtın) denir. Bütün ilimler, bu ilme kavuşmak için sebepler, vesilelerdir. İkincisi (İlm-i muâmele)dir. Âriflerden çoğuna göre, ilm-i bâtından nasibi

olmayanın imansız gitmesinden korkulur. Bundan nasip almanın en aşağısı, bu ilme inanmaktır. Bid’at veya kibir bulunan kimseye bâtın ilmi nasip olmaz. Dünyaya düşkün olan ve hep nefsinin isteklerine uyan da, çok şey öğrense de, bâtın bilgisinden hiçbir şeye kavuşamaz. Bâtın bilgisi, temizlenmiş kalplerde hâsıl olan bir nurdur. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, (Öyle ilimler vardır ki, çok gizlidirler. Bunları, ancak marifet sahipleri bilir) buyurdu. Bu hadîs-i şerif, bâtın ilimlerini göstermektedir. İmâm-ı Mâlikin “rahmetullahi aleyh” ilm-i bâtına kavuşturur dediği zahir bilgisi, onun zamanındaki, kendisi ile amel olunan ilimdir. Şimdi, dünyalığa kavuşmak, şöhret sâhibi olmak için öğrenilen şeyler değildir. Allahü teâlânın emir ve yasaklarını doğru yapabilmek için herkese lâzım olan (İlm-i hâl) bilgileri az zamanda ve kolayca öğrenilebilir. Bununla amel edince, ilmi bâtın hâsıl olabilir.

Bâtın ilimlerine kavuşmamış olan din adamları, bilmedikleri ilimlere inanmıyorlar. Bâtın ilmi olarak anladıkları ve söyledikleri de, kendi gibi bir cahilden işittikleri veya bâtın alimlerinin kitaplarından okuyup ezberledikleri şeylerdir. Paslı kalpleri açılmamış, rahmani nura kavuşamamışlardır. Kendilerini bâtın alimi sanan bu cahiller, akıllarının esiridirler. O büyüklerin “rahmetullahi aleyhim ecma’în” bildirdiklerini kısa akılları ile ölçerek yanlış anlamaktadırlar. Kur’ân-ı kerimi ve hadîs-i şerifleri de böyle yanlış anlıyorlar. Bozuk, zararlı tefsir kitapları yazıyor. Müslümanları felâkete sürüklüyorlar. Nûr sûresinin, (Allahü teâlâ bir kimseye nur vermezse, o münevver olamaz!) mealindeki kırkıncı âyet-i kerimesi, bunları göstermektedir