"Zulümden kaçının. Zira
zulüm, kıyamet günü karanlıklar olacaktır. Cimrilikten de
kaçının, zira cimrilik, sizden öncekileri helak etmiş, onları
birbirlerinin kanlarını dökmeye, haramlarını helal addetmeye
sevk etmiştir."
Muslim, Birr 56; Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi,
Prof. Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s.
357
Tevbe ve İstiğfar
Hâris bin Süveyd diyor ki:
Abdullah ibn Mes'ud -radıyallahu anh- bize biri Nebiyy-i Ekrem -sallallahu
aleyhi ve sellem-den, diğeri de kendisinden olmak üzere iki
hadîs tahdîs etti. Nebiyy-i Ekrem'den olan hadîs-i şerîfi şöyle
rivâyet etti:
"Mü'min günâhlarını bir dağ altında oturup da üzerine dağın
hemen çöküvereceğinden korkan bir kimse gibi görür. Fâcir ise
günâhlarını burnunun üzerine konup uçmuş bir sinek gibi görür."
Râvi diyor ki, Ebû Şihâb eliyle burnunun üzerini göstererek bu
hadîs-i şerîfi rivayet etti.
Sonra Abdullah ibn Mes'ud diyor ki:
Muhakkak Allah Teâlâ Hazretleri kulunun tevbe-sinden şöyle bir
kimsenin sevincinden daha fazla sevinir ki, bu kimse uzun bir
yolculuk esnasında tehlikeli bir yerde konaklar. Üzerine bütün
yiyeceğini içeceğini yüklediği bineği de yanındadır. Başını yere
koymasıyla şöyle bir uykuya dalar. Uyandığında bineğini kaybolup
gitmiş olarak görür. Üzerine sıcak basmış, susuzluğu son haddine
varmış, yahud Allah dilediği kadar sıcağı ve onun susuzluğunu
artırmış. Sonra o kimse devesini aramak için etrafa çıkmış,
aramış, bulamamış, o dereceye gelmiş ki hararetten ve
susuzluktan tâkati kesilmiş, ümîdi tükenmiş, böyle bir halde
tekrar eski yerine dönerek uyuyakalmış. Sonra uyandığında biraz
evvel kaybolan devesini başı ucunda bulur. "İşte bu adam ne
derece ferahlanır ise Cenâb-ı Hakk -celle ve âlâ- Hazretleri de
bir kulunun tevbesinden dolayı o devesini kaybedip de başı
ucunda bulan adamdan ziyâde ferahlanır. Yani râzı olur. Tevbe
edenin tevbesini kabul edip onu yüksek derecelere nâil eyler,
demektir." (1)
"-Yâ Resûlellah, namazın âhirinde okumak üzere bana bir duâ
ta'lîm buyur, dedikte Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-
Efendimiz Hazretleri buyurmuşlardır ki:
"Şöyle duâ et:
Yâ Rabb, muhakkak ki ben kendime çok zulmettim; yani çok günâh
işledim. Günahları ise ancak sen afv ü mağfiret edersin.
Hakkıyle gafûr ve rahîm ancak sensin. Beni kendi indinden bir
fazl u keremle afv ü mağfiret eyle ve bana lutf u ihsanınla
merhâmet eyle. Yani benim istihkakım olmayarak mahza fazl u
kereminle cehennemden halâs edip cennet ve cemâline kavuştur."
(2)
"Gıybetin keffâreti, gıybet etdiğin kimse için istiğfâr
etmekliğindir." (3)
"Yeryüzündekilerde) herhangi bir kimse,
derse hatalarına keffaret olur. Bu hataları deniz köpükleri
kadar da olsa." (4)
"Ya Ali, sana bir duâ öğreteyim mi ki zerreler adedince günâhın
olsa sen de beraber olmak üzere mağfiret olunur. Şöyle söyle:
(6)
"İstiğfâr, mü'minin sahife-i a'mâlinde nûr gibi parlar." (7)
"Günâhdan tevbe eden kimse günâh işlememiş gibi olur. Fakat bir
taraftan istiğfar, diğer tarafdan günâhda ısrar eden ise -el-iyâzü
billah- Cenâb-ı Hakk ile istihzâ eden kimse gibi olur."
"Bir kimse kalbi ve kalıbı ile istiğfâra devam ederse Cenâb-ı
Hakk o kimsenin gamlarını ferâha ve sıkıntılarını genişliğe
tebdîl ederek hiç ummadığı bir taraftan onu rızıklandırır. (8)
"Tevbe ve istiğfâr ile büyük günâhlar afv olunduğu gibi
mükerreren irtikâb edilen küçük günâhlar da, büyük günâhlar
arasına dâhil olur." (9)
"Kalbinde nedâmet olmadığı halde yalnız lisânen edilen istiğfar,
yalancılar tevbesidir." (10)
"Cenâb-ı Hakk'a tevbe ediniz. Muhakkak ki ben günde yüz defa
Cenâb-ı Allah'a tevbe ederim. (11)
"Ne mutlu o kimseye ki defter-i a'mâlinde çokça istiğfar bulur."
"Ey insanlar! Ölmeden evvel Allah'a tevbe ediniz." (12)